10 Eylül 2008 Çarşamba

Bisikletinize iPod kiti: iBikeConsole


Bisiklet kullanırken müzik dinlemeyi sevenlerdenseniz ve iPod'unuz varsa, iBikeConsole tam size göre bir ürün. iBikeConsole, iPod'unuzu ellerinizi bisikletinizden ayrimamadan kullanabilmenizi sağlıyor ve bunları kablosuz olarak yapıyor. Ses açma/kapama, şarkı geçme ve başa alma tuşlarına sahip. Ayrıca yükleyeceğiniz bir uygulama ile bisikletinizin hızı, turunuz ve seyahat süreniz gibi değerleri iPod'unuzun ekranından görebiliyorsunuz. iPod'u kötü hava şartlarından koruyan bir koruma ekranına da sahip kit 1,2 ve 3.sürüm iPod nanolar ile uyumlu. Amerika fiyatıyla $76'a ürüne sahip olabilirsiniz.

21 Ağustos 2008 Perşembe

Aman Yarabbi! O Da Ne?

Geçen gün gittigidiyor'da gezinirken, ilginç hem de bayağı ilginç bir bisikletle karşılaştım. Bisiklet aslında toplama ama kadro orjinal karbon Cannondale. Alışılagelmiş kadro tiplerinin oldukça dışında bir model. Demek ki karbon-fiber olunca böyle acaip şekillerde kadrolar üretilebiliyor. Buyrun burdan yakın:

20 Ağustos 2008 Çarşamba

2teker.com web sitesi



Bisiklet merakı arttıkça doğal olarak web sitelerini araştırma ve gezinme alışkanlıkları artıyor. Türkçe içeriğin ne yazık ki çok az olduğu bisiklet konusunda, türünün en iyi örneklerinden biri 2teker.com web sitesi. Bir dönem Türkiye’nin ilk dağ bisikleti temalı internet sitesi olan mtbtr.com internet sitesinde de editörlük yapan Emre Yıldırım’ın sahipliğini yaptığı site kendisini şöyle anlatıyor:

Türkiye’de bisikletin daha geniş kitlelerle buluşabilmesi, ‘bisikletli bir yaşam tarzının’ ülkemizde yaygın hale gelebilmesi için yayınını sürdüren 2Teker.com, dünyadan ve Türkiye’den bisiklet ile ilgili en yeni, en güncel haberleri zamanında ve istikrarlı bir şekilde okurlarına sunmaktadır.

Haberden fotograflara, sağlıktan yarış dünyasına kadar 15e yakın konuda makalelerin bulunduğu sitenin 200e yakın aktif rss okuyucusu bulunuyor. Wordpress altyapısının bulunduğu sitenin tema seçimi güzel ve gayet yeterli. Okuması son derece keyifli Kartalkaya gezisini okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

Darısı diğer türkçe içerikli web sitelerine...


19 Ağustos 2008 Salı

Zor İşmiş


Dün Burak’ın işinin olmasını fırsat bilerek velosipetçilere koşarak verdiğim desteği anında bisiklete çevirdim. Çok uzun zamandır binmediğim bisiklete bindiğim ilk an biraz heyecanlansam da keyfi yaşamaya değerdi.

Akşam işten çıkar çıkmaz doğru Levent'in evine gidip hazırlandık, bisikletleri arabanın arkasına koyduğumuz gibi sahile indik. Mahallenin tam da arabayı parkettiğimiz yerde konuşlandığı sevimsiz köpeklerinin peşime takılmasını engellemek amacı ile bisiklete binmedim tabii ki. Neyseki tehlikeyi atlattım ve artık bisikletin üzerindeyim.

Bindiğim ilk an 11 senelik şoförlük tercübemden ötürü bir dikiz ayna ile bir yan ayna aradı gözüm. Oysa ki ilerleyen zamanlarda bir de korna arayacağımı nereden bilebilirdim? 15 sene sonra iki tekerleğin üzerinde dengede durmak ve aynı zamanda arkadan gelen arabayı kontrol etmeye çalışak bir hayli güç tabii ki. Ama 5 dakika sonra bir baktım iki iki minibüsün arasında makas bile atmışım, ehehe kendimi bir an arabada sandım sanırım.

İlk 200-300 metre yoldan gideceğiz, yollar delik, arabalar vızır vızır, bir de tecrübesizlik derken kendi korkumdan az kalsın kaza yapıyordum. Neyse ki dengede durdum ama bisikleti yere düşmekten son anda kurtardım.

Nihayet arabasız parkurdayız derken Levent'in neden yoldan gitmeyi daha çok sevdiğini iyice anlamış bulunmaktayım. Yolun ortasında elini beline koyarak denizi seyreden bir amca, oltasını saçımdan kıl payı kurtardığım bir genç ve karşımda kollarını açarak beni durdurmaya çalışan bir velet henüz başlar başlamaz kavga ettiklerim arasına girmeyi başarmış durumdalar. Aslında rahatlamak ve günün stresini atak için yaptığım sporu bir bisiklet kavgaya ve strese dönüştürdüyse burada bir yanlış var diye pedalı çevirmeye devam...

Bir tur, bir tur daha derken koşarken ikinci dakikada terlemeye alışan bedenimi nihayet terletebildim. İlk gün avuç içlerimde izler, bileklerimde ağrı ile biten maceram bisiklet almaya karar vermemle sonlandı.

Sıkı durun velosipetçiler, artık bir psikletçiniz daha var!

15 Ağustos 2008 Cuma

Yakkay'dan yeni kasklar


Sevgili dostum Sait'in uyarılarına rağmen hala kask alıp kullanmaya başlamadık. Dün yaptığımız genel turumuzda daha önce burada bahsettiğim 10 tehlikeden 6-7 tanesinden kıl payı yırttım. Böyle olunca da akşam 6'dan sonra ki insan suretinde düşüncesiz hayvanlar yerine acaba sabah 6'daki köpeklerden mi kaçabilmeyi öğrensem? Herhalde köpekler daha az zararsız olacaklardır.

Kaza tehlikeleri böyle beklenmedik zamanlarda karşıma gelmeye başlayınca Burak ile kask konusunu bir daha düşünür olduk. Ama rüzgarı hissetmemizi engelleyecek kulaklarımızı kapayacak bir kask yerine daha gündelik kullanıma uygun ve özgür modelleri araştırmaya başladım. Bunlardan birine de CoolHunting sitesinde rastladım. Yakkay marka bu kaskları bir incelemenizi tavsiye ederim. Yurtdışı fiyatı 120 USD civarında olan bu kaslar, avrupa standartlarına uygun üretilmişler.

11 Ağustos 2008 Pazartesi

Geçmiş zaman olur ki...

Geçen Cumartesi Levent'lerin bahçede kendisinin bisikletine binme gafletinde bulundum. Hem de çıplak ayakla. Sonuç: Tam bir hüsran...

Bizim zamanımızda(çok yaşlıyız ya) bisikletlerin boyları yoktu. Şimdi t-shirt alır gibi önce bisikletin boyunu seçmek gerekiyor(muş). Tabi Levo'nun bisikleti de XL olunca medium bünyeli bendeniz bisikletin üstünde ayakta bile duramadım çünkü ayaklarım yere dokunmuyordu.

Ama sonuçta benim için çok bir şey değişmemiş. Vites mekanizmaları biraz değişmiş. Frenler italyan biskletlerindeki gibi rahat kullanılıyor. Scott Aspect 50'de kullanılan frenler jant kenarına basan pabuç formlu frenlerden. Prensip aynı olmakla beraber, fren telinin gerilme şekli değişmiş ama etki aynı. Bir dahaki amacım disk frenli bir bisiklet kullanıp aradaki farklara bakmak...

07 Ağustos 2008 Perşembe

Hangi bisikleti almalı?

Levent ve Burak'la konuştuktan sonra yaklaşık 5 senedir MTB kullanmadığımı farkettim. Spor yapmayan ham "garfield"lardan biri olarak buna bir dur demenin vakti geldi de çattı.

İtiraf ediyorum, gaza geldim ve 1988'de BMX ile başlayan 1992'den itibaren MTB ile devam eden maceram bi takım mecburi durumlardan dolayı kesintiye uğradı. Yıllarca Silivri Semizkum Mevkii'nde her türlü yolda (tarla, asfalt, kum, kumsal ne olursa) bisiklet kullanıp bir de tamirini kendi yapmaya başalayınca insan farkediyor ki, bisiklet almak o kadar da kolay bi iş diilmiş.

Hala bisikletlere bakıyorum ve bi zamanların bana göre dandik vites markası Shimano'nun ne kadar çok yol kat ettiğini görüyorum. Eski tip vites sistemleri tarih olmuş hatta gençliğimizin hayran bırakan vites sistemi Altus bile yok olmuş. Rapidfire tabir edilen vites teknolojisi ise kaybolmaya mahkum gibi duruyor.

En son okuduğum yazıya göre 2009'da elektronik vites devri başlayacakmış. Yakında mertlik de bozulacak demek ki. Çünkü benim için bisiklet, kendi kendine tamamını tamir edebildiğin müthiş bir spor aracıdır. Ve tamamen mekanik olmalıdır. (Hız ve pedal turu göstergeleri hariç)

Şimdilik ilk izlenimlerim bunlar, hala bakınmaya devam ediyorum ve sanıyorum kafayı kırıp bütçeyi zorlayıp iyi bi şeyler almaya çalışacağım. Bir dahaki yazıda "frenlere uzaktan bakış"...

06 Ağustos 2008 Çarşamba

Haftasonu izlenimleri...

Bizim olağan yol planımız Istanbul'un en ilgi çekici ve güzel yerlerinden biri olunca, haftasonu popülasyonu gereğinden fazla olabiliyor. 2 şeritli olan yolun kenarına parketmiş arabalar, bisiklet sürüşü çok büyük tehlike arz ediyorlar. Özellikle kapıların açılabilme ihtimali, sizi görmeden park yerini terketmeleri, park etmeleri, siz yanından geçerken diğer arabaların size teğet geçmesi, ister istemez kaldırıma sizi mecbur kılıyor. Peki ya kaldırımda sizi neler bekliyor?

Şuursuz pazar yürüyüşü yapan aileler, sevgililer, çocukları, araplar, mısır satan seyyar araçlar, balık tutan amatörler ve daha niceleri. Peki bunların ortak noktaları ne? Neredeyse hepsi çekirdek yiyiyorlar ve kabuklarını yerlere ve tükürmek suretiyle havaya atmaktan hiç mi hi çekinmiyorlar. Bunu yürürken yapıyorlar, otururken yapıyorlar, her daim çitliyorlar çiğdemlerini.

Çekirdek yenmesi bana bir sürü yönden ters gelebilir ama esas ters gelen bu değildi bana, halkımızın boş vakitlerini gerçekten "boş" geçirmesiydi. Banka oturmuş bir aile denize doğru bakıp çekirdek yiyiyorlardı. Ellerinde bir kitap görememiştim, ailecek birşey de tartışmıyorlar, paylaşmıyorlardı, başka bir hobiyle de ilgilenmiyorlardı, gayet "boş" takılıyorlardı. Tüketmeyi çok seviyoruz çok. Kim okuyacak bir kitap, bir dergi, bir gazete? En güzeli yakarız mangallarımızı, çimlere seriliriz, çekirdeğimizin kabuklarını havalara saçarız, bi de sigara yaktık mı sorma gerisini, böyle gelmiş böyle gitsin...

Ne yazık...

Ne ayıp....

03 Ağustos 2008 Pazar

Form tutuyoruz gibi gibi...

Bizim Tarabya-Sarıyer-Yeniköy-Tarabya turu artık klasikleşmeye başladı. Artık Burak'la nasıl gidip döndüğümüzü özellikle yorgunluk olarak anlamıyoruz. İlk günlerin o dizlerde oluşan ağrıları sızıları kayboldu. Planlarımızda sabah ve akşam olmak üzere günde 2 defa tura çıkmak var ama bazı özel işlerimiz bunu durmadan engelledi. Haftaya işbaşı yapacağım için bakalım akşamları aynı kararlılıkla bisiklete binebilecek miyim veya insani saatlerde iş yerinden çıkıp gelebilecek miyim? Günler kısalmaya başladı ve 19:00 gibi tura başlamamız gerekiyor. eğer bunu başaramazsak artık bize sabah 7:00 turu gözüküyor. Bu aralar resim yok çünkü kendimizi öyle bir kaptırdık ki çekmeyi unutuyoruz...

30 Temmuz 2008 Çarşamba

Yollarda gizli 10 tehlike

Daha pedal çevireli 3 gün olmuşken bu da nereden çıktı demeyin sakın, yollar tehlike dolu. Siz siz olun elinizden geldiğince önleminizi alın, ne de olsa artık 10 yaşında çocuklar değilsiniz. Öyle düşünce yuvarlanıp yeniden kalkmanız eskisine göre çok zor olabilir, sağlıklı olalım derken sağlımızdan olmayalım. (Evet evet en kısa zamanda resimlerimizde kask göreceksiniz )

10) Yokuş aşağı inmek: Kilonuzun çok olması sizi beklediğinizden fazla hızlandırabilir ve yollarımız ne yazık ki beklenmedik tuzakla dolu, siz siz olun gereğinden fazla hızlı yokuş aşağı inmeyin, hele hele ki yıllar sonra yeniden bisiklete başlamışşanız. Unutmayın ki arka frenler sizi gerektiği gibi durdurmayacak, ön fren ise gereğinden fazla sıkıldığında size takla attıracaktır. İkisini de eşit ve dengeli uygulamayı unutmayın. Ayrıca dirseklerinizi biraz kırarak uzun süreli inişlerde bileklerinize binen yükü azaltabilirsiniz. (Tavsiye Sait'ten)

9) Mazgallar: Yollarımızın mazgallarını anlatmaya gerek var mı? Ya yolun çok dışında birakırlar, ya çok altına sokarlar ya da kapağını açık unuturlar. Yol boş ise tabi ki kenarından geçin ama araba geliyorsa kontrollü olarak 90 derece dik açıyla mazgala girin ve lütfen hızınızı düşürün.

8) Yürüyüş Yolları: Sahil kenarlarında ki yürüyüş yolları ne kadar sürüş için keyifli olsa da beklenmedik anlarda çıkan kot farkları, basamaklar sizin bütün sürüş zevkinizi mahvedebilir. Ne yazık ki bunları yapmışlar, hemde nerdeyse yaşlı bir insanın inip çıkamayacağı kadar da yüksek yapmışlar. Bravo.

7) Balık tutan insanlar: Bisiklet zaten pek umursanmayan bir cihaz kullanmayanlara göre. Durum böyle olunca siz gelirken hiç umursamadan oltalarını atabiliyor veya çekebiliyorlar. Durmaktan veya yavaşlamaktan korkmayın, bırakın oltaları denize bi düşsün, sonra geçin.

6) Bisiklete binen çocuklar: Yürürken bile etrafına pek dikkat etmeyen bu sevimli! yaratııkların bisiklet kullanırken ne kadar canavar olabileceklerini bir düşünün, şimdi bunu iki ile çarpın. Gerçekten hiç beklemediğiniz refleksler yapabiliyorlar, çevik olun, olamıyorsanız durun, bırakın o size çarpsın.

5) Yol'dan kaldırıma çıkmak: Lütfen hızlı iken bunu denemeyin, deneyecekseniz kaldırıma çıkış açınızı olabildiğince 90 dereceye yaklaştırın. Eğer bunu unutursanız ilk gün Burak'ın yaşadığı gibi kendinizi çöp kovasına sarılmış bulabilirsiniz. İspatı için buyrun resmi :)



4) Otobüsler: Bu araçlar zaten yolların katilleri. Arabanızla sizin yapamadığınız sürati, sahil yolunda yapabiliyorlar, rüzgarları bile geçerken sizi sarsabiliyor. Bir anda geçerken çıkardıkları ses, sizi paniğe itebilir, temkinli olun, ipod'unuzun sesi çok olmasın, uzaktayken sesini duyun. Ayrıca lütfen sağ şeritten gidin, kazaların bir çoğu siz soldan giderken oluyor.

3) Yayalar: Bu kişiler gerçekten arabalardan çok daha tehlikeliler. Zaten onların yolda gidişlerini gözlemlediğinizde, ülkemizdeki trafik terörünü daha iyi anlayabiliyorsunuz. Bir anda dururlar, sola geçerler, hep birlikte tek şerit yürüyüp bütün yolu kaparlar, karşından gelirken sizi görseler bile açılmazlar. Tehlikeliler, aman temkini elden bırakmayın.

2) Otobüs Durakları: Arkalarından geçeceğiniz aralık gereğinden fazla dar olabiliyor. Önünden geçecekseniz ise sizi daha büyük bi tehlike bekliyor, yanaşan otobüsler. Bunlar bi anda yanaşıyorlar, duraktan insanlar ona akın ediyorlar, otobüsten ise iki kapıdan insanlar yola atlıyorlar. Durun yoluclar insin ve binsin, sizin üstünüzden geçmesinler. Kombo korkunçi hem otobüs hem yayalar aynı yerde. Aman dikkat.

1) Kendinizsiniz: Özgüven güzel birşeyidir ama fazlası zararlıdır. Gereğinden hızlı, temkinsiz, düşüncesiz her haraket sizi ciddi yaralanmalara ve sakatlanmalara itebilir. Kendinizi olduğundan fazla yormayın, tedbirinizi alın, ekipmanlarınızı kullanın ( bileklik, eldiven, kask,vs), ipod kullanıyorsanız sesi dışarıyı da duyabilecke kadar açın, trafik kurallarına uyun. Kullandığınız aletin kaportası sizsiniz, artık büyüdünüz, düşmek ve sonrasında kalkabilmek çok basit değil.

Herkese güvenli yolculuklar diliyorum.